aklımda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aklımda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2010 Çarşamba

İnsanların kanatları yüreklerinde!

photo by Matt Ucar




ve...
insanların
kanatları
yüreğinde...



"Geldi dört güvercin/suda yıkanmak için./Su mapushane yalağındaydı

/ve güneş/güvercinlerin/gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı. girdi dört güvercin/yıkanmak için/ suyun içine./ve kederli toprakta dört insan/baktı dört güvercine. güvercinler hep beraber/güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler/durdurmaz onları demir ve duvar/güvercinlerin yumuşak kanatları var./Ve kanatlar/şimdi burda, şimdi damın üzerinde./insanların kanatları yok/insanların kanatları yüreklerinde. Dört güvercin/güneşe varmak için/ yıkandı, uçtu sudan."

N. Hikmet

31 Mayıs 2010 Pazartesi

dupduru akmak...


Bir süredir yazmıyorum, daha çok yazılmışlar, söylenmişler üzerinde dolanıyorum. Mevlana'nın bu sözü bir süredir anneanne dizi tembihi gibi gelip gelip gidiyor... Huzur verici, bir o kadar da rahatsız edici bir söz; “Her gün bir yerden bir yere göçmek ne güzel, bulanmadan dupduru akmak ne hoş, dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” Akamadığımız, göçemediğimiz, emniyetli yaşamlarımıza nasıl sıkı sıkıya bağlandığımızı hatırlatıp insanın içini kemiren bir söz. Ben çocukken Şeb-i Aruz törenlerine giderdik, ya ben çok küçüktüm ya da gerçekten semazenlerin etek ucunda dönerdi dünya... Aklımda...

24 Ocak 2010 Pazar

Uç uç…

photo by Caner CANDEMİR
Çocukluğumun yan bahçesinde “göz hakkı” dutlar üstünde buluşurduk onlarla en çok. Yazılarını değil de yalnızca resimlerini algılayabileceğim kitaplarda gördüklerimden daha heyecan verici ancak bir o kadar da bilinmezlerdi. Hakkında bildiğimi sandığım tek şey, dilek tutup uçurduğumda o dileğimin gerçekleşeceğiydi, ne zaman karşılaşsak ben Peter Pan’dım, uğur böceği de peri…
Bu saf bilinçsizlikle kaç uğur böceğine dokunduğumda öldü sanıp ağladım hatırlamıyorum ve kaç uğur böceğinden öldürdüğümü sandığım diğerini yaşatmasını diledim… Harflerin dünyasına girebildiğim ve evdeki hayvanlar ansiklopedisiyle tanışabildiğimde anladım küçükken peri katili bir Peter Pan olmadığımı. Masaldaki peri kadar olmasa da akıllı hayvanlardı uğur böcekleri ve korktuklarında bacaklarını gövdelerine çekerek ölü taklidi yapabiliyorlardı ve elbette bunu yaparken küçük bir çocuğa ölüm travması yaşatmayı amaçlamıyor, kendilerini küçük ama onlardan milyonlarca kat büyük o çocuktan koruyorlardı… O büyük boyutlu küçük çocuğun kendilerinden istediği tek şeyin “şans” olduğunu ve karşılığında terlik pabuç teklif ettiğini bilseler gülerler miydi acaba?
Ben büyüyüp giysilerim küçük kalana ve hatalarımla yüzleşmeyi öğrenene kadar, yapılmaması gereken bir davranışta bulunduğumda uyuma numarası yapardım; tecrübelenmiş bir savunmaydı bu uyu(ma)ma halleri; heyecandan göz kapaklarımı kontrol edemediğim yetmezmiş gibi, biri “uyumuyor” dediği zaman da gülüverirdim; şirin bulunur, gülünür ve ceza hafiflerdi. Yaşamsal evrelerimiz aynı sürmese de insanın bir tarafı her hayvana biraz benziyor. Artık ne zaman karşılaşsak, ben minik terlikleriyle cezadan uykuya kaçan uğur böceği, o ise hâlen bir peri…

20 Temmuz 2009 Pazartesi


20 Temmuz2009. Doğum günüm bugün! Beni hayata getirmeye, yaşamınıza ortak etmeye karar vermenizin sonuçlandığı gün(çok akıllıca bir kararmış bence :).. teşekkürler anne ve teşekkürler baba! Var olduğunuz ve beni var ettiğiniz için sizi seviyorum.. İyi ki ailemsiniz..iyi ki ailem sizsiniz..

19 Temmuz 2009 Pazar

Resim Gibi...

Çok yakın bir arkadaşım keyifli bir sohbet sırasında dedi ki; "bütün kasabayı yıksak, sadece ağaçlara dokunmasak, bir ressam denizden, burayı nasıl görmek istiyorsa öyle çizse, sonra o çizime göre yeniden yapılsa kasaba.. binalar, bahçeler.. "resim gibi" bir yer olsa!.." çok heyecanlandı bunu söylerken, öyle içten öyle güzel söyledi ki, az sonra yıkım ekipleri işe başlayacak, ressam da boyalarını alıp denize açılacak gibi..
dedim ki; "yalnızca kasabanın değil ressamın da kaderini değiştirdin az önce.. ya hayalindekini ya da var olanı resimleyenlerden farklı olarak, hayalindekinin birebir hayata geçmiş halini görebilen ilk ressamı yarattın..düşünsene ne kadar muhteşem birşey olurdu ressam için" bunu söylerken kasabanın değişimi yitmiş,benim egolarım şişmiş, kendimi yalnızca o ressam olarak düşlemiştim sanırım. Sessizlik oldu..
"keşke yalnızca bir hayal olmasaydı benimki!" dedi. Ressam umurunda bile değildi, aklında yalnızca cümleye başladığındaki gibi, doğup büyüdüğü bu yerin nasıl "resim gibi" olabileceği vardı.. 'O', resmin 'içinde' olmak, orda kalmak istiyordu... Hayalinden uzaklaşmayan insanlara saygı duyuyorum. Hayallerimin en gerçekleştirilebilir olanlarını bile neden gerçekleştiremediğimi hatırlattı bana. "Maymun iştahındaki" açlığımı hissettirdi.. Hayal edileni çeşitlendirmekle, ondan uzaklaşmanın farkını düşündürdü.. Bulunduğum yerde mutlu olup olmadığımı, değilsem nerde olmak istediğimi, bunu gerçekten bilip bilmediğimi? Gecenin sonunda ne kasaba ne de bir ressamın kaderi değişti belki ama ben artık orda yaşamak istemediğime karar verebilmiştim, belki de ilk kez cümlesini kurabilmiştim, nerde olmak istediğime ise yola çıkınca karar verecektim...Çıktım da.. iki senedir hayalini kurduğum birşeyin projesini yazmaya başladım, son bir haftadır yalnızca bunun üstünde çalışıyorum ve müthiş keyif alıyorum. Hayalimin kağıt üstünde şekillendiğini görmek, bunun için heyecan duyarak uyanmak, nerde olarak iyi hissettiğim konusunda uzun zaman sonra fikir sahibi olmak, hayalimi çeşitlendirmek ama uzaklaşmamak.. işte bu beni keyiflendiriyor. Bütün bunları bilmeden sağlayan arkadaşımı ve sohbetiniyse çok özlüyorum..

Senden öğrenecek çok şey var...

- yoruldum baba!
- "durma" hakkını kullan..
- insanlar bu kadar hoyrat olup, nasıl yaşamlarına kolayca devam edebiliyorlar?
- bunu sen düşünmemelisin.
- ama onlarla ilişkili olan benim, kim düşünecek ?
- kimsenin pişmanlığı seni değiştirmez, "belki" onları değiştirir, tıpkı dualarımızın tanrıyı değil bizi değiştirdiği gibi!